Katılma hakkı kazanana kadar uğrunda ecel terleri döktüğümüz, sakatlıklar verdiğimiz, ses tellerimizi yıprattığımız EURO 2020’nin ilk müsabakasında belki de turnuvanın baş pehlivanına karşı oynamak bizim direnç testimizdi. Bu testi geçip geçmediğimiz bugünün skoruyla değil grup sonundaki puan durumuyla belli olacaktır. Oyunun tek hakimi İtalya, biz Türklerin Alman gibi başlayıp Türk gibi bitirmesine bile izin vermedi. Genelde kötü sonuçlarımızın serüveni, tam motive başladığımız yolda istikrarımızı koruyamaz ve birkaç sendelemede çabuk demoralize olarak en baştaki görüntünün çok uzağında noktalayarak son bulurdu. Ancak bu sefer yolun başında bile iyi bir görüntü veremedik. Bundan sonrasında ise bize Türk gibi başladığımız yolda Alman gibi devam etmek kalıyor. Kronik hastalığımız olan, hızlı demoralize olma sorunumuzu şimdilik askıya almamız ve turnuvanın favorilerinden birine karşı oynadığımızı unutmamamız gerekiyor. EURO 2016’da yaşananlardan sonra oyuncularımız, halkın bir fiyaskoya daha tahammülünün olmadığını ve bu jenerasyondan büyük umutlarının olduğunu tekrar tekrar hatırlaması gerekir. İlk golü yedikten sonra sahada verdiğimiz görüntüde takımın gol atmaya niyeti olduğunu söylemek mümkün değil. Biz, sahada kendimizden fizik ve teknik olarak üstün olan takımlara karşı güvendiğimiz hırsımızın ve ruhumuzun golden sonra reaksiyon vermesini beklerdik. Tam aksine oyunu kendi yarı sahamızda kabullendik, 2. ve 3. gollere davetiye çıkardık. ‘Bizim Çocuklar’ pek bi iştahsızdı sanki. Turnuvanın favorilerinden birine karşı oynadığımızı düşünürsek vasat bir skor almadık ancak vasat bir oyun ortaya koyduk.

   Hakemin sertliğe müsaade ettiği maçta orta sahamızın daha agresif olması gerekirken Ozan ve Okay ikili mücadelelerde çok etkili olamadı. Topu ayağımızda tutmaya çalıştığımız ilk 30 dakikada hiç etkili kullanamadık ve rakibi geride karşıladık. Savunmaya kapandığımız dakikalarda Insigne ve Spinazzola sağ tarafımızı çok sık ve rahat kullandı.  11’imizin teknik kapasitesi yüksek olmasına rağmen ısrarla Burak’a uzun toplar atarak ilerde yalnız bıraktık. Kanatlarımız hızlı olmadığı için dikine oyuna ihtiyaç duyduğumuz anlarda Yusuf  yeterli sorumluluğu almadı. Uğurcan’ın ayakları rakibin amansız presinde topu kanatlara açarak zaman zaman can kurtaran olsa da Çağlar’ın soğukkanlı olarak savunmadan çıkardığı topları gözler aradı. Burak, savunma ikilisini hiç rahatsız edemedi ve bu sayede Chiellini atağa destek verme cesareti buldu. Skora rağmen Uğurcan iyi bir performans sergiledi, Cengiz formayı istediğini ikinci yarıda sahadaki mücadelesiyle gösterdi.

   Hızlı bir şekilde bu maçı geride bırakıp Galler maçına kadar motivasyonumuzu yükselterek  hazırlanmamız ve rakibimizi iyi analiz etmemiz gerekiyor. Uzun yıllar sonra yakaladığımız  bu jenerasyonun sonuna kadar mücadele ederek ülkemize madalyayla dönmesi hayal değil.

Son olarak saha dışından bir yorumla bitirelim;

    Seyircilerimiz, spikerlerden sahada olanın anlatılmasını, gereksiz güzellemeler ile samimiyetin bozulmamasını, sahadaki oyuncularımızın birer Mehmetçik değil, futbolcu olduğunu ve sahada harp olmadığını, futbol oynandığını hatırlatmak istiyor. Oyuncularımızın hepsi bizim için çok değerli ama aşırı övgüler gerçekçi gelmiyor.

   Galler maçından sonra aldığımız galibiyeti ve oynadığımız eşsiz futbolumuzu konuşmak üzere. Kendinize iyi bakın.

‘Bir Umuttur Yaşamak Ama Savaşarak’