“Yağmurlu ve soğuk bir İstanbul akşamıydı…” diye başlar afili aşk hikayeleri.
Sonra öyle alır ki bizi içine o hikaye. Hepimiz onlar gibi olmak, onlar gibi sevmek isteriz hayatlarımızın kalanında.

Yağmurlu ve soğuk bir İstanbul akşamıydı Dolmabahçe’de. Tesadüf müdür bilinmez, üstünde de çubuklu formalar vardı.
En güzel bestelerinden birine selam çakıyordu sanki Beşiktaş.

Beşiktaş maça bu sezonun genelinde de olduğu gibi hızlı ve kendinden emin başladı. Bu oyunun da başrolü ben olacağım, ben ne istersem bugün o olacak dediğini hissettirdi erken dakikalarda. Rakibi Gaziantep ise artık Beşiktaşlılara bıkkınlık veren ‘Anadolu takımı = kale önüne otobüs’ kavramlarının dışına pek çıkma niyetinin olmadığını ilan eder gibiydi.
Beşiktaş top rakipteyken Vida’nın müdahalesi ve sonrasında 5 pasla gelen enfes golle öne geçtiğinde dakikalar 15’ti. Ghezzal’in o ders gibi asisti, Aboubakar’ın ben bu ligin en kral golcüsüyüm diye haykırdığı o son vuruş, topun yere inmesini beklerken ki mağrurluğu aslında 3 puanın zaten çoktan Beşiktaşın olduğunu, sadece 90 dakikanın bitmesini beklemek gerektiğini gösterir nitelikteydi.

Welinton’un savunma liderliği ve hücumları başlatan kilit oyunu, Josef’in kendinden emin duruşu, Ljajic’in hırsı, Ghezzal’in ben bu takımın lezzetiyim futbolu, Aboubakar’ın neden vazgeçilemez olduğunu bir kez daha göstermesi, evlat Rıdvan’ın sakin olun geldim işte demesi, Rosier’in bir sağbek nasıl olmalı dersi vermesi falan dün akşamın kalanında önemli ve tamamlayıcı ayrıntılardı.
Gelen ikinci gol malumun ilanı oldu. Sonlarda her hikayede olduğu gibi acaba dedirten anlar olmuş olsa da herkes biliyordu ki bu maç daha 15’te Beşiktaşın olmuştu zaten.

Liderlik koltuğunu hakkıyla dolduran tek takım olan Beşiktaş maçın sonunda hakkı olanı alıp o koltuğa tekrar oturdu. Hani en güzel Beşiktaşın çocukları sever deriz ya. Şampiyonluğu en güzel Beşiktaş seviyor bu sene. En temiz Beşiktaş istiyor. Önünü kesmek için kirli oyunlara bulaşan kirli takımlara inat dimdik yürümeye, tertemiz sevmeye devam ediyor…

Sergen hocamız Beşiktaşına artık sadece futbol oynatmıyor. Bir azmin, bir aşkın, bir tutkunun, bir hedefin anlatıldığı bir hikaye yazdırıyor.
Dün Atila İlhan’dı Beşiktaş. Elinde kalem, üstünde çubuklu forma, karşısında şampiyonluğun fotoğrafı…
O efsane şiiri yeniden yazıyordu.

“Ben sana mecburum, bilemezsin.
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum…”